HAK (HUKUK)

HAK (HUKUK)

(fr. droit, it. diritto, ing. rights/laws, alm. Rechte/Gesetze)

Hukuk, biri kollektif, diğeri ferdi, iki kutup içerir. Hukuk hem, bir toplum içinde insanlar arasındaki münasebetlerin tümünü yöneten düzen, hem de her ferde tanınmış belli olanaklardır. Her toplumun kendi hukuku mevcut olup, üyelerinin şahsi haklarını tanımlama ve güven altına alma şekli onun özelliğini oluşturur. İsrail toplumu sadece kendine ait bir hukuka sahip olmakla kalmayıp, onunla gurur duymakta ve onu, Allah’ın ona yapmış olduğu en değerli lütuflardan biri saymaktadır (Yas. 4, 6).

ESKİ ANTLAŞMA

İbranice mispat sözcüğü, bizim hukuk sözcüğümüzün bütün anlamlarını tam olarak kapsamamakla beraber onun temel hatlarına oldukça iyi bir şekilde uymaktadır .

Mispat ;Hüküm vermek yetkisi olan, yani iktidarı elinde bulundurduğu kabul edilen kimse tarafından neşredilmiş bir karardır. Çoğul olarak kullanıldığında, sözcük, iktidarın çeşitli şekillerini belirtmeye dikkat gösteren hukuki bir dilde, çok defa, emir, buyruk, kural, kararname belirten tüm sözcüklerle bağlantılıdır. Antlaşma gereğince İsrail’in bütün mevcudiyetini ilahi irade kavramakta olduğuna göre, gayet doğal olarak, bu sözcükler Allah’ın yasasının da sözcükleri olmaktadır. Gerçekte, Allah tarafından kavmine verilmiş olan mispatim’ler İsrail’in hukukunu oluşturur. Onun kutsal olduğu söylenebilir, çünkü kutsal Allah’ın iradesini ifade eder, fakat her yönden kutsal’ın, tam olarak ibadetle ilgili alanının, dışına taşıp tüm mevcudiyeti içine almaktadır.

Hukuk ve Adalet

İsrail hukukunda her yerde ilahi iradenin bulunması eski Doğuda olağan dışı bir tarafı yoktu. Ancak kavmin gururunu okşayan ve gerçek Allah damgasını taşıyan şey, dünya üzerinde hüküm süren büyük uluslardan hiç birine, tanrılarının, Yahve’nin hukukundan daha adil bir hukuk vermemiş olması idi (Yas. 4. 6). Bütün Kutsal Kitap boyunca, hukuk ile adalet ortaklığı sürekli bir vicdani beklentiyi işaret etmektedir. Peygamberlerin söyledikleri budur (Amos 5, 7. 24; 6, 12; Yşa. 5, 7.16; Yer. 4, 2; 9, 23); bilgelerin öğrettikleri budur (Özd. 2, 9); bu, mesiyanik umudun önemli bir noktasıdır (Yşa. 1, 27; 11, 5; 28. 17). Bu ideali ilk gerçekleştirecek olan bizzat Allah’tır (Mzm. 19, 10; 89, 15; 119, 7). “Tüm yeryüzünün hukukunu tesbit eden kimse hukuku ihlal edemez” (Yar. 18, 25).

Hak ve hukuk Tanrı'nın sevgi yasasında tam olarak yaşanır.

Yoksulun Hakkı

Hukuk adalet bağlantısı bize doğal gelmektedir. Adalete aldırmayan bir hukuk nedir? Ve de hakkı sağlamayan bir adalet? Fakat Kutsal Kitapta bu bağın gücü ve özelliği, hukuk ve adaletin orada aldığı somut ve kişisel karakterden gelmektedir. Adalet, ne kadar mükemmel olursa olsun, bir norma saygı göstermekten ibaret değildir, ne de hatta sadece şans eşitliğini sağlamaktan ve herkese yeteneklerine göre vermekten. Adalet, herkesin gerçek ihtiyacını, insanlar arasında yerini bulması bakımından onun için gerekli olan tam dikkati keşfetmelidir. Ekmekten de gerekli olan, bu temel ihtiyaç, hukuka temel olan şeydir, ve adalet, bu çağrıya cevap vermedikçe kendine karşı eksiktir. O halde bu hak önce kendi başına işini görecek halde olmayanları, yoksulları, dertlileri ilgilendirir (Çık. 23, 6; Yşa. 10, 2; Yer. 5, 28; Ey. 36, 6. 17). Suçlu İsrail bile, mutsuzluğu içinde, sefaletin verdiği bu hakka sahip olmuştur (Yşa. 40, 27; 49, 4).

YENİ ANTLAŞMA

Yeni Antlaşma’nın ufku oldukça farklıdır. Adaletin burada da yine geniş bir yer tutmasına mukabil, hukuk kavramı silinmiş gibi görünmektedir: belki de Allah’ın halkı, toplumsal olarak millet şeklinde yapılanmamış, siyasi bir toplum olmadığı için, Yakub’un Mektubu bile, peygamberlere yakın ve yoksullara karşı dikkatli olmasına rağmen, onların hakkına değinmemektedir. Yeni Antlaşma’nın mispat üzerine dayanan tek metni, Mesih’in üç kelime ile “Yasanın en önemli noktalarını, hukuk (krisis = mispat), iyilik (eleos) ve sadakat (pistis)” olarak tanımlamasını içeren bir formüldür (Mt. 23, 23;  Mi. 6, 8). Bu durum, İsa’nın, Eski Antlaşma tarafından hukuk üzerindeki ısrara büyük değer verdiğinin kanıtı olduğu gibi, sözcüğün Yeni Antlaşma’dan çok Eski Antlaşma’ya ait olduğunun da kanıtıdır.

Bu gölgede kalış, sosyal adalet sorunlarının Kilisenin doğduğu sıralarda peygamberler zamanında olduğu kadar şiddetli olmamasından ileri gelmektedir; bu durum, pratik davranışları doğuran; iç tutumlara verilen önemin artmasından da ileri gelmektedir; fakat özellikle  hukukun, Eski Antlaşma’daki kadar derin şekilde kişisel olsa dahi, İncil tarafından başka şekle sokulmuş olmasından ileri gelmektedir. Gerçekten onun altın kuralı şöyle emreder: “Başkalarının sizin için yapmalarını istediğiniz her şeyi, sizler kendiniz onlar için yapınız” (Mt. 7, 12). İsa’nın kendisinin buyruğu şudur: “Benim sizi sevdiğim gibi birbirinizi seviniz” (Yu. 13, 34). Burada, Eski Antlaşma tarafından talep edilen herkese karşı hakları kaldırma ya da azaltma hakkında söz konusu yoktur. Fakat yeni bir ilham, kendini başkası ile özleştirmeye çağrı, tamamen kurbana dek bir paylaşma ve komünyon (birliktelik) arzusu mevcuttur. Yalnız sevgi kesin olarak hukuku tesis eder.

Scroll to Top