Hristiyan kelimesinin kökeniyle başlayalım. Mesih (Aramice: ܡܫܝܚܐ Mşiho, Arapça: المسيح El-Mesih, İbranice: משיחא Maşiah) “kutsal yağ ile ovulmuş, mesh edilerek kutsanmış” manasına gelir. Yunancadaki Χριστός (Christós) kelimesi ise İbranice ’deki “משיחא” kelimesinin karşılığıdır. Christianos sözcüğüde buradan türüyor . Bu sözcük ilk kez Antakya da telaffuz ediliyor (Elç. İş. 11:26). Hristiyan “Mesih’e inananlar, Mesih’in yolundan gidenler” anlamına geliyor. Kutsal Kitap (Tevrat Zebur İncil) metinlerinde İsa’nın ismi Yeşua olarak geçer. Yani Mesih’in adı aslında İsa değil, Yeşua’dır. İsa ismi dilimize Arapçadan gelmiştir. Yeşua, İbranice’ de ‘Tanrı kurtarır’ (Matta 1:23) anlamına gelmektedir ve Tanrı tarafından özel olarak belirlenmiş bir isimdir.

NEDEN MESİH?
Mesîh görüşü Yahudilikte çok köklü bir inanç olup yahudi inanışının temel unsurlarından biridir. Eski Ahit’te yer alan ve çeşitli şahıslar tarafından ifade edilen ileride gelecek kurtarıcı müjdesi belirtilir. Kutsal Kitap’ta Meshedilmiş sözcüğü hükümdarlara ve kahinlere verilmiştir. Bununla birlikte Mesih kavramı ,Yahudi umudunda ve eskatolojide en çok iz bırakan birinci kullanış şekli olmuştur. Kutsal kitap ‘ta Mesih bazı ritüellerle ortaya konuyordu ki bunların en önemlilerinden biri de yağla meshedilme idi. Bu ritüel kralın Tanrı’nın ruhu tarafından kuşatılmasını ve onun vekili oluşunu simgeliyor, aynı zamanda krallığın en önemli merasimini teşkil ediyordu
Yahudilikte yağla meshedilmek Tanrı’nın Ruh’uyla kuşatılmayı simgeler (I. Sam. 2, 35; 10, 1. 10; 16, 12-13) kral bir göreve atanmıştır ve bu da onu İsrail’de Yahve’nin vekili durumuna sokar yani “Yahve’nin Meshedilmişi” olur (I. Sam. 24, 6).Kral herkesin dinsel bir saygı göstermesi gereken kutsal bir kişi de olmuştur (I. Sam. 24, 6-10; I.Sam. 26, 9. 11. 16. 23; II. Sam. 1, 14-16). Böylece Tanrı tarafından belirlenen krala Maşiah (mesih) deniyordu. Saul için (I. Sam. 9,10), Davut için (II. Sam. 2, 4-7; 5, 3) Süleyman için (I. Kr. 1, 39) ve yağla meshedilme işi yeni bir hanedanın tesisinde ya da tartışmalı bir konuda herhangi birine hak ve gücün tevdii yani onların yerine geçen halefleri için (II. Kr. 11,12; 23, 30) meshedilme töreni yapılırdı. Mesih kavramıyla ilgili sözün kısası Natan peygamberin kehaneti İsrail’in umudunu Davud’un hanedanına bağladığından beri (II. Sam. 7, 12-16), onun soyundan gelen her kral sırayla Tanrı’nın halkı üzerindeki tasarılarını gerçekleştirmek istediği “Mesih” olur.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Mesih krallar ve kahinler içinde kullanılıyordu. İsrail’in sürgünleri sırasında da halka yöneticilik yapan krallardan başka kahinlerinde(kohen) meshedilme olgusu vardı. İlk kahin Harun‘a kadar çıkar (Çık. 29, 4-8; 30, 30-31; Mzm. 133, 2). Zaten mesh etme daha sonra bütün kahinlere kadar yayıldı (Çık. 28, 41; 30, 30; 40, 15) . Bu çağdan sonra, Baş Kahin Meshedilmiş Kahin olur (Lev. 4, 3. 5. 16), yani eskiden kral (Dan. 9, 25) nasıldıysa öyle güncel bir “Mesih” olur.
Eskatolojide (Yer. 33; Hez. 45) krallıkla kahinliği birbirleriyle sıkı sıkıya birleştirmeye çalışan bazı peygamberimsi metinlere bakarsak, bazı ortamlarda hala son zamanlarda iki Mesih’in geleceği beklenmektedir: salt üstünlüğü olan bir Kahin Mesih ve dünya ihtiyaçlarını yüklenmiş bir Kral Mesih. Böyle bir şahsiyetin geleceğine dair ümit Tanrı’nın İsrailoğulları ile yaptığı ahidleşmedeki verdiği söze(Yar.35;10-12), Kutsal Kitap’ta yer alan ve ileride geleceği müjdelenen kurtarıcı imajına dayanmaktadır(Yeş. 9;1-7). Bundan dolayı Mesîh dünyanın sonuna doğru gelmesi beklenen, İsrail’in kurtarıcısı ve Yahve’nin krallığının kurucusu olan ideal kralı ifade etmektedir. Bu Aynı zamanda Tanrı Krallığının gerçekleşmesini de bildiriyor. Esenliğin kurucusunu da Yahve’nin Kulu ve İnsan Oğlu çizgileri altından sunuyor. Bunu Eski Ahit’te politik bir şahsiyet olmayan ve “insanoğlu” denen birinin gelişiyle alâkalı olduğunu görebiliriz. “İnsan veya insana benzer bir kişi” tarzında tasvir edilen bu şahıs, apokaliptik eserlerde “seçilmiş biri” de denilen tabiat üstü bir şahsiyet olarak yer almaktadır. Daniel kitabına göre (Dan. 7;13-14) ona saltanat ve krallık verilmiştir ve onun saltanatı ebedî olacaktır. Mesih’in gelmesiyle ilgili bütün bu verilerin eşgüdümü, kolay ve açık bir şekilde gerçekleşmez. Yalnızca İsa’nın gelişi bu konudaki anlam belirsizliğini ortadan kaldırır

İSA VE MESİH’İ BEKLEMEK
İsa’ya verilen unvan, İsa’nın gücü, azizliği ve otoritesinden (Yu. 7, 31) Îsâ, “Benim krallığım bu dünya krallığı değildir” demektedir (Yuh. 18,36).Politik içerikli olmayan “insanoğlu” tabirini kendisi için kullanmakta ve Dâvûd’un neslinden geldiğini belirtmektedir. (Mt. 12, 23 : Mt. 9, 27; Mt. 20,30;Mt. 15,22)
Şu halde Yeni Ahit’teki mesîh anlayışı Yahudiliğin mesîh beklentilerinin bir kısım özelliklerini kullanmakla kalmamış, aynı zamanda ona yeni bazı nitelikler de eklemiştir ki bu özelliklerden birincisi ve en önemlisi şudur: Yeni Ahit’te insanoğlundan bahseden metinler açıkça insanoğlunun ölümü ve eziyet çekmesine işaret ederken . İsa’dan önceki Yahudi inanç ve dindarlığı çeşitli mesih beklentileri bilmekteydi fakat onlar zafere ulaşmış bir mesîh yerine çarmıha gerilmiş birini hiç düşünmemişlerdi (Yuh. 10,24-25) İsa, Yeni Ahit’te vaat edilen mesîh şeklinde düşünüldüğünde O, Yeşaya 53’te zikredilen “Tanrı’nın eziyet çeken kulu” ile özdeşleştirilmiştir(Yeş. 53,1-12) Halbuki Yeni Ahit’in her tarafında Mesîh kelimesi İsa’nın ölümü ve yeniden dirilmesiyle irtibatlı olarak yorumlanmıştır; özellikle İncil’in Markos bölümünde Mesîh İsa’nın çarmıha gerilmiş biri olduğunu açıkça belirtilmiştir. Petrus, haça gerilip dirilen İsa’nın Allah tarafından hem Rab hem de Mesîh kılındığını söylemiştir (Hab. İş. 2,36). İsa’nın çarmıha gerilmesinin ardından insanlara görünmesi, önceleri sadece bu iddiada bulunan 12 havariler ve bazı kadın takipçiler olarak düşünülmüşken daha sonra Hristiyan topluluğu İsa’nın yeniden dirilmesini kendileri de görerek bunu onaylamıştır(1.Kor. 15;3-7).İsa’nın gerçek kimliği; çilesi ve ölümüyle kendini göstermiştir . Bu aynı zamanda İsa’nın mesîh olduğunun delili sayılmış, böylece İsa inanan topluluğun ‘‘Yaşayan Rab’’ olarak tanınmıştır(Yuh. 20,28 ;Gal. 6,14).Bu mesîh anlayışı Hristiyan düşüncesine göre ilâhî rahmete işaret etmektedir. Zira Tanrı insanlığın daha fazla günah içinde kalmasına rıza göstermemiş, insanlığın günahına kefaret olmak üzere biricik oğlunu göndermiştir(Yuh. 3,16).İsa’nın tebliği, öğretileri ve faaliyetleri “Tanrı’nın hükümranlığının yeryüzüne gelişini ilân” şeklinde özetlenebilir.(Matta 5;Matta 6;Matta 7).Bu ise tüm insanları tövbeye ve Tanrı’nın bağışlaması davetini içermektedir. İsa insanlarla bu yolla ilişki kurmuş ve bu yolla günahkârları Tanrı’nın dostluğuna ve kurtuluşa çağırmıştır. Sözlerinde ve fiillerinde İsa güçlü bir otorite, Tanrı’nın kurtuluşa götüren elçisi hissini uyandırıyordu. Bu şahsî otorite, onun “baba” dediği (Abba, Markos 14,36) hakîm Tanrı ile mevcut olan yakın ilişkisine dayanmaktaydı.(Yuh. 10,14;Yuh. 14,6-11) İsa bu Tanrı’nın iyi, inayet sahibi, hakîm ve bağışlayan olduğunu da vurgulamıştı. Bütün söz ve fiillerinde İsa kendini açıkça Tanrı’nın huzurunda ve onun irade ve kanunu dahilinde hissetmekteydi(Yuh.5,30). İsa’nın sözleri, Tanrı’nın hükümranlığının mahiyeti ve insanların nasıl yaşaması gerektiğine dair açıklamalardan oluşmakta, ortaya koyduğu mucizevi fiilleri de ilâhî gücün ve O’nun hükümranlığının tezahürü şeklinde algılanmaktaydı. İsa’nın ilân ettiği Tanrı’nın hükümranlığı eskatolojik karakterdeydi ve tövbe edenler bu hükümranlığa girebilecekti(Yuh. 1,12)
