HAC
Hristiyanlıkta hac yapmanın önemi
(fr. pèlerinage, it. pellegrinaggio, ing. pilgrimage, alm. Wallfahrt)
Dinlerin bir çoğunda yer alan hac, Kutsal Kitabın kaleme alınmasından oldukça önceden mevcut bir adettir. Hac, müminlerin, ilahi bir tezahürle ya da bir din büyüğünün faaliyetiyle kutsallık kazanmış bir yere, orada özellikle müsait bir ortam içinde dua etmek için, yaptıkları bir yolculuktur. Genellikle, yolculuğun nihayeti olan, kutsal yerin ziyareti bir takım paklanma ayinleriyle hazırlanır ve ziyaret, müminlere, mensup bulundukları dini cemaati gösteren bir meclis içinde yerine getirilir. Böylece hac, Allah’ı bir arayış ve kültüel bir çerçeve içinde onunla bir buluşma olmaktadır.
ESKİ ANTLAŞMA
Eski tapınaklara doğru
Yoşiya’nın Tesniye’deki reform ile tapınak birliğinin gerçekleşmesinden önce İsrail’de, kavmin Allah’ını aramaya geldiği, kutsal Tarihe bağlı kutsal yerler olan bir çok hac merkezinin bulunduğu görülmektedir.
Ataların tarihi gerçek anlamda sadece bir hac’tan sözetmektedir (Yar. 35, 17). Fakat, İbrahim’in (Yar. 12, 6 ; Şekem’de; Mambre’de), İshak’ın (Tek, 26, 24 ;BeerŞeba’da), Yakub’un (Yar. 28, 12; 35, 9 Beytel’de; 32, 31 Penuel’de) mazhar oldukları teofanileri anlatırken, hikayeciler ataların uygulamaları ile Kenan tapınaklarının benimsenmelerini meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu tapınakların karakteristiklerini açıklamaktadırlar: sunaklarını (Yar. 12, 7 ;13, 4; 26, 25; 33, 20), gömüt taşlarını (Yar. 28, 18), kutsal ağaçlarını (Yar. 12, 6; 18, 1; 21, 33). İleride hacıların oralarda yaptıkları ayinlerin temelini atarlar: Yahve’nin Adı’nın çeşitli ünvanlar altında zikredilmesi (Yar. 12, 8; 13, 4; 21, 33; 33, 20), yağ ile meshetmeler (Yar. 28, 18; 35, 14), paklanmalar (Yar. 35, 2), ondalık (Yar. 14, 20; 28, 22).
Daha sonra dini meclislerin, ve dolayısıyla hac ziyaretlerinin, çeşitli önemlerdeki tapınaklarda uzun süre devam ettiği gözlenmektedir: Şekem (Yeşu 24, 25; Hak. 9, 6; I. Kır. 12, 19), Beytel (I. Sam. 10, 3 orada hacılar göstermektedir; I. Kr. 12, 29 ; Amos 5, 5; 7, 13), BeerŞeba (Amos 5, 5). Yine, Yahve’nin Meleğinin bazı görünmelerinin kutlandığı Ofra (Hak. 6, 24) ve Tsora (Hak. 13, 19) tapınaklarının, Antlaşma sandığının içinde yer aldığı ve her yıl bir Yahve bayramı kutlamalarına sahne olan Şilo tapınağının da (Hak. 21, 19) ortaya çıktığı görülmektedir; kuşkusuz Elkana karıları ile beraber bu bayrama “çıkmış”tır” (I. Sam. 1, 3). Eski hikayelerde Mitspa’da (I. Sam. 7, 5), Gilgal’da (I. Sam. 11, 15), Gibeon’da (I. Kr. 3, 4), Dan’da (I. Kır. 12, 29) yapılan daha başka toplantılardan da söz etmektedirler. Fakat Antlaşma sandığının Davud tarafından Kudüs’e getirilmesinden (II. Sam. 6) ve Süleyman Tapınağının inşa edilmesinden (I. Kr. 5,8) sonra Kudüs’e hac ağırlıklı bir önem kazanır (I. Kr, 12, 27).
O vakit uzun süreden beri, Antlaşma’nın eski yasa kitapları (yahvist: Çık. 34, 18-23; elohist: Çık. 23, 14-17) bütün erkek nüfusun yılda üç defa Rab Yahve’nin huzuruna çıkmasını zorunlu kılmaktadır. Bu hükmün bayramlar vesilesiyle ülkenin çeşitli tapınaklarında yerine getirilmesi gerekmektedir.
Tek tapınağa doğru
Yoşiya’nın, Hizkiya tarafından ana hatları çizilen (II. Kr. 18, 4. 22; II. Tar. 29,31), reformu, mahalli tapınakları ortadan kaldırır ve Paskalya‘nın (II. Kr 23; II. Tar. 35) ve Haftalar ve Çadırlar (Yas. 16, 1-17) isimli diğer iki bayramın kutlanacağı yer olarak Kudüs’ü tesbit eder. Bu reform böylece kavmi Allah’ının huzurunda toplamaya ve onu mahalli putperest sirayetlerden korumaya çalışmaktadır. Kuşkusuz Yoşiya’nın ölümünden sonra tartışma konusu olur. Fakat Sürgün dönüşünde, Kudüs Mabedi artık tek tapınaktır. Yılın büyük bayramları için bütün Filistinden ve de genişlemeye başlamış olan Diyaspora’dan hacılar oraya gelir. “Çıkışların mezmurları” (Mzm. 120;134) hacıların dualarını ve duygularını ifade eder: Rabbin evine ve kutsal siteye olan bağlılıklarını, imanlarını, ibadetlerini, Allah’ın kavminin derin komünyonunu litürjik bir meclis içinde gerçekleştirmek sevinçlerini.
İsrail’de sık vukua gelen bu tecrübe eskatolojik umuda çarpıcı bir ifade kazandırmaktadır: Kurtuluş Günü, hac ziyaretleri örneğine uygun şekilde, nihayet bir araya gelen kavmin ve paganların meclisi olarak düşünülür (Yşa. 2, 25; 60; 66, 18-21; Mi.7, 12; Zek. 14, 16-19; Tob. 13, 11).
YENİ ANTLAŞMA
İlk bakışta, Yeni Antlaşma bu noktaya hiç bir yenilik getirmemektedir: İsa, Yasaya uymak için, oniki yaşında iken, ebeveyni ile birlikte Kudüs’e “çıkar” (Lk. 2, 41) ve, bütün misyonu boyunca da çeşitli bayramlar için yine oraya “çıkar” (Yu. 2, 13; 5, 1; 7, 14; 10, 22 ;12, 12); Pavlus ta, hac’tan yirmibeş yıldan fazla bir zaman sonra, Pentekost haccı yapmak ister (H.İ. 20, 16; 24, 11).
Fakat İsa Mabedin yıkılacağını haber verir (Mk. 13, 2) ve İsrail’in reddi, Kilise ile jüdaizm arasındaki kopukluğu tamamlar. Dahası, İsa’nın dirilişi, ona inananların ibadeti için, artık yeryüzünün her hangi bir yerinin değil, onun, yeni Mabet’i oluşturan, yücelmiş şahsının merkez olarak alınması sonucunu doğurur (Yu. 2, 19-21; 4, 21-23). Bu durumda, bizatihi Allah’ın kavminin yaşamı gerçek eskatolojik hac olarak görünmektedir (II. Kor. 5, 6 ; İbr. 13, 14). Bu hac aynı zamanda Rab İsa tarafından yönetilen bir Çıkış’tır (H.İ. 3, 15; 5, 31; İbr. 2, 10); varış noktası ruhani realitelerdir: Siyon dağı, semavi Yeruşalim, göklerde kayıtlı bulunan ilk doğanlar meclisi (İbr. 12, 22) ve “her şeyin Efendisi Rab Allah ve:. Kuzu”nun oluşturduğu bir Mabet (Ap. 21, 22-26).
Kilise, Mesih’in dünyevi yaşamının geçtiği yerlere ve azizlerin hayatında vuku bulan görünmelerine sahne olan yerlere hac ziyaretlerine değer vermeyi reddedemeyecek kadar tarihe bağlı bulunmaktadır: Mesih’in faaliyetinin cereyan ettiği bu yerler üzerindeki toplantıları, müminler için iman ve ibadette komünyon için bir fırsat olarak görmektedir; Kilise buralarda onlara özellikle Rab’be doğru yürümekte olduklarını ve onun doğrultusu altında bulunduklarını hatırlatmaya çalışmaktadır.

