İMAN
Tanrı’ya ve Mesih İsa ‘ya iman etmek
(fr. foi, it. fede, ing. faith, alm. Glaube)
Kutsal Kitaba göre iman dinsel yaşamın kaynağı ve merkezidir. Allah’ın zaman içinde gerçekleştirdiği tasarıya, insanın imanla yanıt vermesi gerekir. “Tüm inananların babası” (Rom. 4, 11) olan İbrahim’in izinde Eski Antlaşma’nın örnek şahsiyetleri, İsa’nın “mükemmel şeklini verdiği” (İbr. 12. 2) iman içinde yaşamış ve ölmüşlerdir (İbr. 11). Mesih’in şakirtleri “iman etmiş olanlar” (Hab. İş. 2, 44) ve “iman etmekte olanlar“dır (1. Sel. 1, 7).
İbranicede iman terimindeki çeşitlilik, müminin tinsel tutumunun karmaşıklığını yansıtmaktadır. Bununla beraber hâkim durumda olan iki kök mevcuttur: Aman (amin) sağlamlığı ve emniyeti çağrıştırmaktadır; batah, huzuru ve güveni. Yunan lisanı daha da büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Gerçekten yunan dini imana bir yer ayırmıyordu; bu durumda LXX’ler, İbranice sözcüğe tekabül eden uygun sözcükler bulamayıp, şunu, bunu denemişlerdir. batah köküne özellikle şunlar tekabül etmektedir: elpis, elpizô, pepoitha (Vulg.: spes, sperare, confıdo); aman köküne de: pistis, pisteuô, alétheia (Vulg.: fides, credere, veritas). Yeni Antlaşma’ da, bilgi alanına ilişkin son yunanca sözcükler, açıkça hâkim hale gelmektedirler. Sözlüğün incelenmesi Kutsal Kitaba göre imanın iki kutbu olduğunu göstermek için yeterlidir: “mümin” bir kişiye hitap eden ve tümüyle insanı bağlayan güven ve diğer taraftan, bir sözün ya da işaretlerin görülmeyen realitelere nüfuz etmek imkanını verdiği zekanın bir tutumu (İbr. 11, 1).
İnananların Babası İbrahim
Yahve, Kalde’de babası “başka tanrılara hizmet eden” İbrahim’i çağırır (Yeşu 24, 2; Yud. 5, 6) ve ona bir toprak ve kalabalık bir zürriyet vadeder (Yar. 12, 1). Her şeye rağmen (Rom. 4, 19) İbrahim “Allah’a” ve de onun sözüne “inanır” (Yar. 15, 6), bu çağrısına boyun eğer ve mevcudiyetini bu vaade bağlar. Sınanma günü, onun imanı, şahsında vaadin şimdiden gerçekleştiği oğlu kurban etmek gücünü gösterecektir (Yar. 22); gerçekten bu iman için, Allah’ın Sözü onun ürünlerinden de daha gerçektir: Allah sadıktır (İbr. 11, 11) ve her şeye kadirdir (Rom. 4, 21).
İbrahim bundan böyle tam bir mümin örneğidir (Sir. 44, 20). O, gerçek Allah’ı (Mzm. 47, 10;Gal. 3, 8) ya da Oğlu ’nu (Yuh. 8, 31-41. 56) keşfedecek olanları, kurtuluşları için kendilerini yalnızca Allah’a ve onun Söz ’üne bırakacak olanları (1. Mak. 2, 52-64; İbr. 11, 8-19) haber vermektedir. Bir gün, İbrahim’in soyundan olan, İsa’nın dirilişinde vaat gerçekleşecektir (Gal. 3, 16; Rom. 4, 18-25). O vakit İbrahim “bir çok kavmin babası” olacaktır (Rom. 4, 17;Yar. 17, 5): imanın İsa’ya birleştireceği bütün kimseler.
Eski Antlaşma ve İman
I. İMAN; ANTLAŞMANIN ZORUNLU ŞARTI
İbrahim’in Allah’ı Mısırda mutsuz kavmini ziyaret eder (Çık. 3, 16). Musa’yı çağırır, kendini ona açıklar ve ona, İsrail’i toprağına götürmek için “onunla beraber olacağını” vadeder (Çık. 3, 1-15). “Sanki görünmezi görüyormuş gibi“, Musa bu ilahi girişime, bazı zaaflara rağmen (Sayı. 20, 1-12; Mzm. 106, 32), “sarsılmaz olarak kalacak” bir imanla karşılık verir (İbr. 11, 23-29). Aracı olarak, kavme Allah’ın tasarısını iletir, bir yandan da mucizeleri onun misyonunun kökenini belirtmektedir. İsrail böylece, mutlak bir güvenle (Say. 14, 11; Çık. 19, 9) “Allah’a ve onun hizmetkârı, Musa’ya iman etmeye” çağırılmış olur (Çık. 14, 31; İbr. 11, 29).
Antlaşma, Allah’ın bu taahhüdünü İsrail’in tarihi içinde teyit eder. Karşılığında İsrail’den Allah’ın Sözüne itaat etmesini ister (Çık. 19, 39). Şimdi, “Yahve’yi dinlemek“, önce “ona inanmak “tır (Yas. 9, 23; Mzm.106, 24); Demek ki Antlaşma imanı şart koşmaktadır (Mzm. 78. 37). İsrail’in yaşamı ve ölümü bundan böyle, onu Allah’ın kavmi yapmış olan, imanın Amin’ini muhafaza etmeye göstereceği (Yas. 27, 9-26) özgürce sadakate (Yas. 30, 15-20; 28; İbr. 11, 33) bağlıdır. Çölün geçilişinin, vadedilmiş toprağın fethedilişinin ve Kenan diyarına yerleşilmesinin tarihini dolduran sayısız sadakatsizliklere rağmen, bu destan şu şekilde özetlenebilmiştir: “İman sayesinde Eriha’nın surları düştüler: ve Gideon, Barak, Şimşon, Yeftah, Davud hakkında söz edecek kadar vaktim yok” (İbr. 11, 30).
Antlaşmanın vaatlerine göre (Yas. 7, 17-24; 31, 38), Yahve’nin her şeye kadir gücü, İsrail ona iman etmiş olduğu sürece, daima İsrail’in hizmetinde olmuştu. Böyle olunca, geçmişin ve özellikle Çıkış kitabının bu harikalarını, gözle görülemeyen Allah’ın jesti olarak ilan etmek, İsrail için, özellikle yılın büyük bayramları sırasında, kuşaktan kuşağa intikal eden (Çık. 12, 26; 13, 8; Yas. 6, 20), bir imana tanıklık etmekti (Yas. 26, 59;Mzm. 78; 105). Bu şekildedir ki kavim, Allah’ı Yahve sevgisini belleğinde saklıyordu (Mzm.136).
II. PEYGAMBERLER VE İSRAİL’İN İMANI TEHLİKE İÇİNDE
Sürgüne kadar İsrail’in varlığını devam ettirmek için karşılaştığı güçlükler onun imanı için zorlu bir sınav olmuştur. Peygamberler, yalnızca Yahve ’ye imanı ortadan kaldıran putperestliği (Hoş. 2, 7-15; Yer. 2, 5-13), onun gereklerini ölümcül bir şekilde sınırlayan, kült formalizmini (Amos, 5, 21; Yer. 7, 22), silahların gücüyle kurtuluşu aramayı (Hoş. 1, 7; Yşa: 31, 1) suçlamışlardır.
Yeşaya bu iman habercilerinin en ilerde geleni olmuştur (Yşa: 30, 15). O, korkudan Yahve’ye barışçıl güvene Ahaz’ı çağırır (2. Sam. 7; Mzm. 89, 21-38); o Yahve ki Davud evine vaatlerini tutacaktır (Yşa: 7, 49; 8, 58). Hizkiya’ya Yahve’nin Kudüs’ü kurtarmasını sağlayacak imanı telkin eder (2. Kır. 18 20) ve Allah’ın paradoksal bilgeliğini imanda bulur (Yşa: 19, 11-15; 29, 13; 30, 6; I. Kor. 1, 19).
İsrail’in imanı özellikle Kudüs’ün alınışı ve sürgün sırasında tehdit altında kalmıştır. “Sefil ve yoksul” (Yşa: 41, 17) haldeki İsrail, kaderini Yahve’nin güçsüzlüğüne yormak ve muzaffer Babil’in tanrılarına doğru dönmek tehlikesi ile karşı karşıya idi. O vakit peygamberler, dünyanın Yaratıcısı (Yşa: 40, 28: Yar. 1), Tarih’in Rabbi (Yşa: 41. 17; 44, 24 ) kavminin Kayası (44, 8; 50, 10), İsrail’in Allah’ının her şeye kadir olduğunu ilan ederler (Yer. 32, 27; Hez. 37, 14). Putlar hiç bir şey değildirler (Yşa: 44, 9-20). Yahve “dışında, tanrı yoktur” (44, 6; 43, 8-12;Mzm. 115, 7-11): bütün dış görünüşün aksine, o daima tam bir itimada layıktır (Yşa: 40, 31; 49, 23).

III. PEYGAMBERLER VE GELECEKTE İSRAİL ‘İN İMANI
Geleceğin Realitesi ; İman
İsrail, bütünü itibariyle, peygamberlerin yapmış oldukları imana çağrıyı dinlemiş değildir (Yer. 29, 19). Onu işitebilmesi için, eskiden Musa’ya olduğu gibi, (Çık. 14, 31) önce peygamberlere inanmış olması gerekirdi (Tob. 14, 4). Fakat burada İsrail çifte bir engelle karşılaşmakta idi. Her şeyden önce sahte peygamberlerin mevcudiyeti (Yer. 28, 15; 29, 31): onları hakiki peygamberlerden ayırt etmek nasıl mümkün olacaktır (Yer. 23, 9-32; Yas. 13, 26; 18, 9-22)? Daha sonra, paradoksal perspektifleri ve zor pratik gerekleri sebebiyle imanın kendisi Sadık olan Allah vaatlerini gerçekleştirmekten imtina edemezdi. Fakat Antlaşmanın çerçevesi içinde, bu gerçekleşme imana bağlı bulunuyordu ve bu iman tarihte İsrail’de mevcut değildi. Bu itibarla peygamberler için iman, Yeni Antlaşmanın İsrail’ine Allah’ın bahşedeceği müstakbel bir realite halini almıştır. Bir gün, Allah yürekleri yenileyecek (Yer. 32, 39: Hez. 36, 26), ve bu şekilde onlar katılıktan (Yşa: 6, 9) imana geçebileceklerdir (Rom. 10, 9: Yuh. 12, 37-43); Allah onların içine, kaynağı iman olan itaati (Hez.36, 27) ve bilgiyi (Yer. 31, 33) koyacaktır.
Müstakbel İsrail’in Bağı Olan İman
İbrahim ve Musa gibi, peygamberler, kendi paylarına, çağrılarında ve misyonlarında, yaşamlarının temeline Yahve’ ye imanı yerleştiriyorlardı (İbr. 11, 33-40). Bu iman çok defa, daha ilk anda, sarsılmaz bir hal almış oluyordu (Yşa: 6; 8, 17; 12, 2; 30, 18). Bazen çok ısrarlı bir çağrının (Yer. 1; Çık. 3, 10; 4, 1-17) ya da Allah’ın zahiren yokluğunun (1. Kır. 19; Yer. 15, 10-21; 20, 7-18) oluşturduğu sınav karşısında bu imanın, nihai bir sağlamlığa erişmezden önce (Yer. 26; 37-38) kendini belirtmekte tereddüt ettiği oluyordu.
Peygamberlerin bu imanı hiç değilse az çok geniş bir şakirt (Yşa: 8, 16; Yer. 45) ve dinleyici gurubunda ışık saçıyordu. Böylece bu iman gittikçe daha ziyade, peygamberler tarafında haberi verilen Bakiye’yi şimdiden bir araya toplayan, kişisel bir taahhüt ve bir tutum olarak görünmekte idi.
Peygamberler müstakbel İsrail’i bu küçük cemaatlerin suretinde görmektedirler. Siyon’un gizemli taşına imanı ile birleşmiş İsrail (Yşa: 28, 16;1. Pet. 2, 6), Allah’a olan imanlarının yakınlaştırdığı bir yoksullar kavmi olacaktır (Mi. 5, 6:, Sef. 3, 12-18). Yalnız “salih olan, sadakati ile (LXX: imanı ile) yaşayacaktır” (Hab. 2, 4). Demek ki peygamberler, ulus olarak kurtarılmış, bir toplum değil, fakat daha şimdiden bir kilise, bağını kişisel imanın oluşturduğu bir yoksullar cemaati öngörmektedirler. Bu iman topluluğu için, Yahve’nin Hizmetkârı örnek bir figür olacaktır. Ölüme kadar giden bir sınavla savaşan (Yşa: 50, 6; 53) O, geleceğin haklı çıkaracağı (Yşa. 53, 10;Mzm. 22), Allah’a mutlak bir iman içinde, “yüzünü katılaştırır” (Yşa: 50, 7; Lk. 9, 51).
Ulusların İmanı
Hizmetkârın misyonu ulusları kapsar (Yşa: 42, 4; 49, 6). O halde, müstakbel İsrail her şeyden önce imanla bir araya toplanacağına göre, saflarını uluslara açabilecektir. Onlar da, iman içinde, tek Allah’ı keşfedecekler (Yşa. 43, 10), onun böyle oluşuna tanıklık edecekler (Yşa. 45, 14; 52, 15; Rom. 10, 16; 56, 18) ve kurtuluşu yalnız onun gücünden bekleyeceklerdir (Rom. 51, 5).
Sürgünü izleyen asırlarda, tarihi İsrail kendini, gerçek bir “inananlar meclisi” oluşturmak üzere bir ulus olmaktan uzaklaşmaksızın (1. Mak. 3, 13), peygamberler tarafından önceden fark edilen müstakbel İsrail’e göre biçimlendirmek yoluna gider.
Bilgelerin, Yoksulların Ve İman Şehitlerinin İmanı
Peygamberler gibi, İsrail’in bilgeleri de, “kurtulmuş” olmak için yalnızca Yahve’ye güvenmeleri gerektiğini uzun zamandan beri biliyorlardı (Mzm. 20, 22). Her türlü kurtuluş gözle görülür plandan uzaklaşınca, bilgelik, Allah’ın her şeye kadir olarak kaldığını “bilen” bir iman içinde (Ey. 42, 2), Allah’a tam bir güveni gerekli kılar (Ey. 19. 25). Burada bilgeler, mezmurlarda güvenlerini dile getirmiş olan yoksullara çok yakındırlar.
Bütün Mezmurlar kitabı, tek Allah (Mzm. 18, 32; 115), her şeye kadir (Mzm. 29) Yaratan (Mzm. 8; 104), sadık (Mzm. 89) ve kavmi için (Mzm. 105) merhametli (Mzm. 136), geleceğin Evrensel Kralı (Mzm. 47; 96; 99) Yahve’ye imanı bildirir. Birçok mezmur İsrail’in Yahve’ye güvenini ifade eder (Mzm. 44; 74; 125). Fakat en yüksek iman tanıklıkları, İsrail’in imanının az görülür nitelikte kişisel bir güvenle, içinde çiçek
açtığı dualardır. Zulüm gören doğru olanın, er ya da geç onu kurtaracak olan Allah’a imanı (Mzm. 7; 11; 27; 31; 62); günahkâr kimsenin Allah’ın bağışlayıcılığına güveni (Mzm. 40, 13-18; 51; 130); Allah’ta, ölümden daha güçlü (Mzm. 16;49; 73), üzüntüsüz, sıkıntısız güvence (Mzm. 4; 23;121; 131): her türlü sınavın ötesinde (Mzm. 22) Allah’ın onlara iyi haberi (Yşa: 61; Lk. 4, 18) ve toprağa sahipliği (Mzm. 37, 11; Mt. 5, 4) vereceği inancı ile bir araya gelen yoksulların duası işte budur.
Kuşkusuz tarihinde ilk defa olarak (Dan. 3), İsrail, sürgünden sonra, kanlı bir dini zulme hedef olur (1. Mak. 1, 62; 2, 29-38; İbr. 11, 37). Şehitler sadece imanlarına rağmen ölmemekte, fakat imanları sebebiyle ölmektedirler. Allah’ın bu en üst derecedeki yokluğu ile karşısında, şehitlerin imanı yine de zayıflamaz (1. Mak. 1, 62); hatta Allah’a sadakat sayesinde, Dirilişi (2. Mak. 7; Dan. 12, 2 ) ve ölümsüzlüğü (Bil. 2, 19; 3, 19) ümit edecek kadar derinleşir. Böylece, daima biraz daha belirginleşerek, kişisel iman şimdiden vaatlerden yararlanan Bakiyeyi yavaş yavaş bir araya toplar (Rom. 11, 5).
Tövbe Etmiş Paganların İmanı
Aynı dönemde İsrail’de bir misyoner akım cereyan eder. Naaman gibi (2. Kr. 5), birçok pagan İbrahim’in Allah’ına inanır (2.Kr. 4,7- 10). O zaman, bir tek peygamberin vaazının İsrail’in utancı olarak “Allah’a inanmaya” sevk ettiği (Yun. 3, 4: Mt. 12, 41) Ninova’lıların,; Nebukadnezar’ın tövbe etmesinin (Dan. 3; 4), ya da “inanan ve İsrail evine giren” Akior’un (Yud. 14, 10;) tarihleri yazılır: Allah uluslara, “kendisine iman etmeleri” için zaman bırakır (Bil. 12, 2; Sir. 36, 4).
İsrail’in İmanının Eksiklikleri
Mezalim, kuşku yok ki ortaya şehitler çıkarmıştır, fakat İsrail’i özgür kılmak için (1. Mak. 2, 11), savaşmaksızın ölmeyi reddeden savaşçılar da çıkarmıştır (1. Mak. 2, 39). Eşit olmayan bir mücadelede zaferi sağlayabilmeleri için Allah’a güveniyorlardı (1. Mak. 2, 49-70; Yud. 9, 11-14). Başlı başına hayranlığa değer olsa da (İbr. 11, 34. 39), yine de imanları insan gücüne belli bir güvenle karışıktı.
İsrail’in imanını tehdit eden başka bir eksik daha vardı. Şehitler ve savaşçılar Allah’a ve Yasaya sadakatleri dolayısıyla ölmüşlerdi (1. Mak. 1, 52-64). Gerçekten İsrail sonunda imanın Antlaşma gereklerine itaati içerdiğini anlamış bulunuyordu. Bu bağlamda, iman, birçok ferisiyi yanıltan tehlikenin tehdidi altında idi: Kutsal Kitabın dini ve ahlaki çağrılarından çok ayinsel gereklere bağlı kalan şekilcilik (Mt. 23, 13-30), salih kılınmak için yalnızca Allah’a güvenecek yerde, insana ve onun işlerine güvenen gurur (Lk. 18, 9-14).
