EFKARİSTİYA

EFKARİSTİYA

(fr. Eucharistie, it. Eucarestia, ing. Eucharist, alm. Altarssakrament)

I. DEYİMİN ANLAMI (Efkaristiya)

Şükran Duası ve Kutsama

Kendi başına “efkaristiya“, iyilik bilirlik, minnet anlamına gelmekte olup, şükran duası anlamı da buradan gelmektedir. Grekçede, din dışındaki konularda, en yaygın olan bu anlama Kutsal Kitabın yunancasında da, özellikle beşeri ilişkilerde rastlanmaktadır (Bil. 18, 2; II. Mak. 2, 27; 12, 31; H.İ. 24, 3; Rom. 16, 4). Allah karşısında şükran eylemi (II. Mak. 1, 11; I. Sel. 3, 9; I. Kor. 1, 14; Kol. 1, 12) genellikle bir dua şeklini alır (Bil. 16, 2-8; I. Sel. 5, 17; II. Kor. 1, 11; Kol. 3, 17), tıpkı Pavlus’un mektuplarının başında olduğu gibi (I. Sel. 1, 2). Bu durumda şükran duası doğal olarak Allah’ın “harikalarını” kutlayan kutsama ile birleşmektedir, çünkü insan için bu harikalar minnet övgüsünü süsleyen iyiliklerde ifadesini bulmaktadır; bu koşullar içinde, şükran duasına bir “anamnez” (geçmişin çağrışımı) eşlik etmekte olup, bu çağırışımla bellek geçmişi hatırlamaktadır (Yud. 8, 25 ;Ap. 11, 17), ve eucaristein (şükretmek), eulogein’le (övmek) eşdeğer olmaktadır (I. Kor. 14, 16). Bu efkaristiya eulogiası özellikle musevi yemeklerinde rastlanmakta olup, içerdiği kutsamalar, insanlara vermiş olduğu besinlerden dolayı Allah’ı övmekte ve ona teşekkür etmektedir. Pavlus’un “efkaristiya” ile yemek yemekten sözetmesi bu anlamdadır (Rom. 14, 6; I. Kor. 10, 30; I. Tim. 4, 3).

Rab İsa Mesih Efkaristiya aracılığıyla insanlara ulaşır.

İsa’da ve Hristiyanlarda Kullanılışı

İsa, Sinoptik’lere göre, ekmeklerin birinci çoğaltılışında, bir “takdis” (Mt 14, 19), Yu. 6, 11-23‘e göre bir “şükran duası” yapar; ekmeklerin ikinci çoğaltılışında Mt. 15, 36 bir “şükran duası”ndan söz etmekte, Mk. 8, 6 vs. ise ekmek üzerinde “şükran duası“ndan, ve balıklar üzerinde “takdis“den söz etmektedir. Bu deyimlerin pratikte eşdeğer olarak kullanılması bizi. Son Yemekte, ekmeği “takdis” (Mt. 26, 26 ; Lk. 24, 30) ile kupa ‘ya ilişkin olarak söylenen “şükran duası”nı (Mt. 26, 27) ayırdetmekten alıkoymaktadır. Zaten Pavlus tersini yapmakta, ekmeğe ilişkin olarak “şükran duası”ndan (II. Kor. 11, 24), kupa’ya ilişkin olarak da “takdis”den (I. Kor. 10, 16) söz etmektedir.

Aslında, hristiyan uygulamasında, ölümünün arefesinde İsa tarafından temeli atılan eylemi ifade etmek için ağır basmış olan deyim “efkaristiya” sözcüğüdür. Fakat hatırdan çıkarılmamalıdır ki bu deyim, insan tarafından Allah’ın harikalarında elde edilen nimetler için edilen teşekkür kadar ve hatta daha çok Allah’ın harikalarına övgüyü ifade etmektedir. Kurtarıcı ölümünün sonsuz değerini bazı besinlere emanet etmiş olduğu o kesin eylemi ile, İsa, “dinin” özelliği olan ve kendisinin kurtuluş eserinin esasını oluşturan bu şükran nişanesini tamamlamış ve asırlarca sürmek üzere tesbit etmiştir: onun haç üzerinde sunulan şahsında, ve efkaristiya’da, bütün insaniyet ve onun çerçevesini oluşturan evren Peder’e geri dönmektedir. Onu hristiyan ibadetinin merkezine yerleştiren efkaristiyanın bu zenginliğini, yakından analiz etmemiz gereken bazı yoğun metinlerde bulmaktayız.

II. KURULUŞ VE BAŞLANGIÇTAKİ KUTLAMA ŞEKLİ

Hikaye Edilenler

Yeni Antlaşma’nın dört metni efkaristiyanın kuruluşunu anlatmaktadır: Mt. 26, 26-29; Mk. 14, 22-25; Lk. 22, 15-20; I. Kor. 11, 23 . Pavlus’un “almış olduğu” ve bu şekilde “ilettiği” şey litürjik bir gelenek gibi görünmektedir; yazıt üslubu özlülüğü metin üzerinde egemen olan sinoptik metinler için de aynı şeyi söylemek gerekir: bunlar ilk Kiliselerin Rabbin Son yemeğini kutlamaları şeklinin değerli parıltılarıdır. Benzerlikleri ve farklılıklarını bu orijin açıklamaktadır. Markos‘un üslubunun arami tarzına çok yakın olması filistin geleneğini canlandırıyor olabilmesine karşılık, Pavlus‘un, biraz daha yunancalaşmış, üslubu, İskenderiye ya da Küçük Asya Kiliselerininkini aksettiriyor gibidir. Matta yine litürjik menşeli olabilecek bazı variyasyon ya da ilavelerle, hiç kuşkusuz Markos ile aynı geleneği temsil etmektedir. Luka ise, nazik ve çeşitli şekillerde çözümlenen sorunlar ortaya atmaktadır: diğerlerinden çok farklı, arkaik bir geleneği, ya da, daha muhtemel olarak, bizzat Luka tarafından Mk. 14, 25 alınmış bir genişletmeyi temsil edebilir. Öte yandan, bu değişik metinler arasındaki arklar ufak önemdedir, ancak Mk/Mt tarafından ihmal edilmiş olan, fakat I. Kor./Lk.’nın onayının ve deruni benzerliğin iptidai olarak algılamaya sevkettiği tekrarlama emri bir tarafa bırakılmak şartıyla.

Tarihi Çerçeve

Bu metinlerin yorumunun bağlı olduğu diğer bir problem, bunların tarihi çerçeveleridir. Sinoptik’ler için bu hiç şüphe yok ki bir paskalya yemeği olmuştur (Mk. 14, 12. 16); fakat Yu. 18. 28; 19, 14. 31‘e göre Paskalya ancak ertesi günü, cuma akşamı, kutlanmıştır. Gerek Yuhanna’nın, İsa’nın ölümünü paskalya kuzusunun kurban edildiği saate denk getirerek İsa’nın sembolizmini sağlamak için bir gün geciktirdiği (Yu. 19, 14. 36) düşüncesiyle, Yuhanna’nın yanlışlık yaptığı, gerek o yıl Paskalyanın çeşitli Yahudi gurupları tarafından perşembe ve cuma günleri kutlanmış olduğu iddia edilerek, gerekse İsa’nın, Paskalyayı, Esseni’lerin takvimine göre, çarşamba günü kutlamış olabileceği ileri sürülerek, bu mutabakatsızlığı izah edebilmek için her yola başvurulmuştur. En iyisi kuşkusuz ki, İsa’nın tam Paskalya sırasında öleceğini bilerek, bir gün önce hareket etmiş olması, ve bu suretle, son yemeğinde Yeni Antlaşma’nın paskalya ayinini oluşturacak yeni ayinini onun üzerine aşılamaya yetecek derecede, paskalya ayinini çağrıştırmış oluyordu: bu çözüm hem Yuhanna’nın kronolojisine uymakta, hem de Sinoptik’lerin sunuş şeklini yeterli derecede açıklamaktadır.

Dini Yemek ve Rabbin Yemeği

Gerçekten, kurumun metinleri altında, herhangi bir resmi yahudi yemeği, hatta bunların izahında başvurulmak istenmiş olan, bir essenien yemeği perspektifinden çok daha fazla, bir paskalya perspektifi yatmakta gibi görünmektedir. Qumran yemeklerinde olduğu gibi, Son Yemekte de ekmek/şarap merasiminin hemen birbiri ardından gelmesi sathi ve önemsiz bir irtibattır, çünkü, bu durum incil metinlerinde, başlangıçtaki ekmek ve sondaki üçüncü kupa olmak ve bütün ara bölüm kaldırılmış olarak, İsa’nın son yemeğinin en önemli iki unsurunun muhafaza edildiği litürjik bir kısaltılma sonucu olabilir; zaten, I. Kor. 11, 25‘te, kupadan önce gelen “yemekten sonra” sözcüklerinde bu ara bölümün işaretini oluşturan bir izine rastlanmaktadır. Ayrıca Qumran’ın esenien yemeklerinde, İsa’nın sözlerinin çağrıştırdığı paskalya teolojisi mevcut olmayıp bunu, Pavlus’un veya helenistik Kiliselerin etkisinden kaynaklanan, daha sonraki bir unsur olarak mütalaa etmek mesnetsizdir. Esenien yemeğin, o devrin dini yahudi cemiyetlerinin (confraternitas) bir çok yemeklerindekine benzer, çok düzenli tören kurallarını (ceromoniale), en fazla İsa’nın ve şakirtlerinin alelade yemeklerinin nasıl olmuş olduklarını ve daha sonra, Dirilişi takiben şakirtlerin, dirilmiş ebediyen canlı Kyrios sıfatıyla daima kendilerinin arasında bulunduğundan emin olarak, Hocanın çevresinde eskiden olduğu gibi toplandıklarında, yemeklerinin nasıl olmuş olduğunu anımsatabilir.

Gerçekten, ilk Kudüslü kardeşlerin, evlerinde neşe içinde ekmeği bölerek yedikleri günlük yemeklerde daima efkaristiyayı görmek doğru değildir (H.İ. 2, 42. 46). “Ekmeğin bu bölünüşü” alelade bir yemekten başka bir şey olmayabilir, kuşkusuz her semitik yemek gibi bu da dini bir yemek olup burada ağırlık merkezini dirilen İsa’nın anısı ve beklenişi oluşturmakta, buna, Rabbin gizemli huzurunu ekmek ve şarapla paylaşarak alelade bir yemeği “Rabbin yemeği” haline dönüştürmek (I. Kor. 11, 20-34) için Rabbin sözleri ve hareketleri tekrar edildiğinde, gerçek anlamda efkaristiya eklenmekte idi. Yahudi ayininden bağımsız hale gelen bu efkaristiya kuşkusuz yıllık olmaktan çıkmış, belki de haftalık olmuştur (H.İ. 20, 7. 11); fakat bunu iyi bilmiyoruz, aynı şekilde bir çok metinde her günkü bir “ekmek bölünmesi” mi söz konusudur yoksa gerçek anlamda efkaristiya mı söz konusudur bir karara varamıyoruz (H.İ. 27, 25;  Lk. 24, 30. 35).

III. BİR BESİN MADDESİNİN KUTSANMASI OLARAK,EFKARİSTİYA

Dinsel bir olay olarak, yemek

Bir yemek sırasında tesis edilmiş olan efkaristiya, bir besin ayinidir. Bütün eski çağlar boyunca, özellikle semitik dünyada, insan besin maddelerine ilahi, cömertlikten ve hayat vermekten kaynaklanan, kutsal bir değer tanımıştır. Ekmek, su, şarap, meyveler, vs. bütün bunlar, vermiş olduğu için Allah’a şükrolunan zenginliklerdir. Yemeğin kendisinin de dinsel değeri vardır, çünkü birlikte yemek yemek birlikte yiyenler arasında, ve de onlarla Allah arasında, kutsal bağlar kurmaktadır.

Figürlerden Realiteye

Kutsal Kitaptaki yazılarda, besin ve yemek bu durumda Allah’ın kavmine yaşamı nakletmesini ifade ediyor olabilir. Çıkış’taki man ve bıldırcınlar, ve de Horeb kayasından fışkıran su (Mzm. 78, 20-29), herbiri sembolik realiteler olup (I. Kor. 10, 3), Allah”ın ağzından çıkan hakiki bağış (Yas. 8, 3; Mt. 4, 4), gökten inen gerçek ekmek olan Kelamı (Çık. 16, 4) temsil etmektedirler.

Bu figürler İsa’da gerçekleşmektedir. İsa, önce iman edenlere ebedi hayatı açan sözü ile (Yu. 6, 26-51), daha sonra, yenmek ve içilmek üzere verilen bedeni ve kanı ile (Yu. 6, 51-58). “Hayat Ekmeği“dir. Efkaristiya’yı haber veren bu sözleri İsa, halkı çölde mucizevi bir şekilde besledikten sonra söylemektedir (Yu. 6, 1-15). Vaadettiği ve manna’nın karşıtı saydığı bağış (Yu. 6, 31 vs. 49 vs.), bu şekilde Çıkış’ın harikaları ile bağlantı kurmakta, ve de aynı zamanda yahudiliğin (Yşa: 25, 6; rabbinik yazılar) ve Yeni Antlaşma’nın (Mt. 8, 11; 22, 2-14; Lk. 14, 15; Ap. 3, 20; 19, 9) yakından tanıdığı semavi mutluluk imajı, mesiyanik ziyafet ufku içinde yer almaktadır.

Anı ve Vaat Olarak Rab’bin Yemeği

Son Yemek, İsa’nın yakındaki sınavdan sonra yakınları ile buluşacağı mesiyanik ziyafetin son hazırlığı gibidir, bu son yemekte onları hazırlamaktadır. “Tamam olmuş Paskalya” (Lk. 22, 15) ve onlarlarla beraber Allah’ın Ülkesinde tadacağı “yeni şarab“ı, o bunları, bu son yemekte, Ekmeğe ve Şaraba Bedeninin ve Kanının yeni realitesi anlamını vererek hazırlamaktadır.

Paskalya yemeği ayini ona bunun için uygun ve aranan fırsatı vermektedir. Aile babasının bu yemekte çeşitli besin maddeleri ve özellikle ekmek ve üçüncü kupa üzerinde söylediği sözler onlara öyle bir geçmişi anımsamak ve geleceğe umut bağlamak gücü veriyordu ki sofraya davetliler onları aldıklarında Çıkış’ın sınavlarını gerçek bir şekilde yaşamakta idiler ve mesiyanik vaatleri önceden yaşıyorlardı. İsa da aynı şekilde sami esprisinin söze tanıdığı bu yaratıcı kudreti kullanmakta ve üstün otoritesi ile onu daha da arttırmaktadır. Ekmeğe ve şaraba yeni anlamlarını vermekle, onları açıklamakta değil, onları değiştirmektedir. Yorumlamamakta, karar vermektedir, hüküm altına almaktadır: Bu benim Bedenimdir, yani bundan sonra böyle olacaktır. “Olmak”   ki kuşkuşuz arami orijinalde yer almamakta idi  yalnız başına bu realizmi haklı göstermeye yeterli olamaz; çünkü sadece imajlı bir anlam ifade ediyor olabilir: “Hasad dünyanın sonudur; hasadı kaldıranlar melektirler” (Mt. 13, 39). Burada durum kuvvetli bir anlamı gerektirmektedir. İsa, somut şeylerin, soyut bir realiteyi anlatmaya yardımcı olduğu bir mesel (parabol) den söz etmemektedir; bir yemeğe başkanlık etmekte, bu yemek sırasındaki ritüel kutsamalar, besin maddelerine başka düzeyde bir değer vermektedirler. İsa’nın durumunda, bu değer, içerisinde bulunan realitenin ona verdiği genişlikte ve realizmde bir değerdir: bir dirilişle eskatolojik bir yaşama açılan kurtuluş sağlayıcı bir ölüm.

IV. BİR KURBANIN KUTSANMASI OLARAK EFKARİSTİYA

Kurtuluş Sağlayan Ölüm Haberi

Kurtuluş sağlayan, çünkü Beden “sizin için verilecektir” ; kan “sizin için” (Lk.) veya “bir çokları için” (Mk./Mt.) saçılacaktır. Ekmek ve şarabın sofra üzerinde ayırılmaları olgusu, bedenle kanın ayrılmalarının belli bir şiddeti gerektiriyor olmasını anımsatmaktadır; İsa, ölümünün yakın olduğunu açıkça haber vermekte ve onu, Sina’da kanları birinci antlaşmayı (Çık. 24, 58) akdetmiş olan şehitlerin yaptıkları kurbana ve hatta, o günkü jüdaizmin onu bir kurban olarak kabul ettiği ölçüde (I. Kor. 5, 7), paskalya kuzusunun kurban edilişine benzer bir kurban olarak sunmaktadır.

Fakat, “yeni bir antlaşma” amacı ile “bir çokları için saçılan kandan sözederken İsa, hayatı “saçılan”, “birçoklarının” günahlarını taşımış olan (Yşa. 53, 12) ve Allah’ın “kavmin antlaşması ve ulusların ışığı” olarak gösterdiği (Yşa. 42, 6; 49, 8) Yahve’nin hizmetkarını da düşünüyor olmalıdır. Zaten daha önceden kendisine Hizmetkar rolünü atfetmişti (Lk. 4, 17-21) ve onun gibi, hayatını “bir çokları için fidye olarak vermek misyonuna talip olmuştu (Mk. 10, 45 ; Yşa. 53). Burada, çok yakın olan ölümünün eski antlaşmanın kurbanlarının yerini tutacağını ve insanları, artık dünyevi bir esaretten değil, fakat Allah’ın Hizmetkar’dan istemiş olduğu gibi, günahın esaretinden kurtaracağını ima etmektedir. O, Yeremya’nın haber vermiş olduğu “Yeni Antlaşma’yı” kuracaktır (Yer. 31, 31-34).

Kurbana Katılma

En yeni olan şey, İsa’nın, bu kurbanın zenginliğini besinler içine koymasıdır. İsrail’de, bütün eski kavimlerde olduğu gibi, kurbanı tüketirken, bir kurbanın; ürünlerini görür gibi olmak alışkanlığı vardı. Bu, sunulan şeyle ve onu kabul eden Allah’la bütünleşmekti (I. Kor. 10, 18-21). İsa’nın kurban edilen bedenini yerken ve onun kanını içerken ona inananlar, onun sevgi sungusunu kendi sunguları yaparak ve bunun sağladığı inayete dönüşten yararlanarak, onun kurbanını paylaşacaklardır. Bunu her yerde ve her zaman yapabilmeleri içindir ki İsa en basit besinleri seçip bunları kurban olan bedeni ve kanı yapmakta ve şakirtlerine, kendisinin kudreti sayesinde aynı değişikliği gerçekleştirecek olan sözleri kendisinden sonra tekrarlamalarını emretmektedir. Böylece onlara, kendi kahinliğine delege bir katılım bahşetmektedir.

Bundan böyle, bu hareketi her yaptıklarında veya ona her iştirak ettiklerinde, hristiyanlar “gelişine kadar Rabbin ölümünü haber vermektedirler” (I. Kor. 11, 26), çünkü onların gerçekleştirdikleri gizemsel mevcudiyet (prasentia sacramentalis), İsa’nın kurban durumundaki mevcudiyetiydi. Onlar bunu “onun anısına” yapmaktadırlar (I. Kor. 11, 25; Lk. 22,19), yani onun kurtarıcı eylemini imanları yardımıyla hatırlamaktadırlar, ya da, belki de daha doğrusu, onu Allah’a, sürekli olarak yenilenerek inayetini çağıran bir sungu gibi, hatırlatmaktadırlar (Lev. 24, 7; Sayı.10, 9; Sir. 50, 16; H.İ. 10, 4. 31). En büyüğü insanları kurtarmak için sunulan Oğlunun kurban edilişi olan, Allah’ın harikalarını hayranlık ve şükranla hatırlatmayı içeren (bir) “Anamnez”; insanların, İsa’nın bedeni ile ve onda tüm uzuvları ile komünyon sayesinde birleşerek katıldıkları sevgi harikası (I. Kor. 10, 14-22); olan efkaristiya, İsa’nın Bedeninde birliğin, sevgi gizemidir.

V. ESKATOLOJİK GİZEM OLARAK, EFKARİSTİYA

Mesih’in Kurbanın Yeni Dünyada Devam Etmesi

Bu hareket ve sözlerin sembolizmine bütün realizmini veren şey, bunların kapılarını açtıkları yeni dünyanın gerçekliğidir. Mesih’in ölümü, bitmeyen gerçek yaşama açılmaktadır (Rom. 6, 9); bu, eskatolojik, “müstakbel nimetler” zamanı olup bu zaman yanında şimdiki zaman bir “gölge”den başka bir şey değildir (İbr. 10, 1; 8, 5; Kol. 2, 17). Onun kurbanı “sürekli olarak geçerli” olmak üzere yapılmıştır (İbr. 7, 27; 9, 12. 26 ; 10, 10; I. Pet 3, 18); onun kanı nihai olarak, Eski Antlaşmanın kurbanlarının etkisiz kanlarının yerini almıştır (İbr. 9, 12.18-26; 10, 1-10); onun aracısı olduğu Yeni Antlaşma (İbr. 12, 24; 13, 20) Eski Antlaşmayı ortadan kaldırmıştır (İbr. 8, 13) ve ebedi mirası sağlamaktadır (İbr. 9, 15); bundan böyle bizim Büyük Kahinimiz, “bize ebedi bir kurtuluş sağladıktan sonra” (İbr. 9, 12; 5, 9), “değişmez kahinliği” ile (İbr. 7, 24), “bizim için şefaat etmek üzere daima canlı olarak” (İbr. 7, 25; Kşz. 9, 24), Allah’ın sağında oturmaktadır. (İbr. 8, 1; 10, 12). Sürekliliği olmayan dünyamızın zamanı içinde gerçekleşmesi bakımından geçen kurbanı, durmadan Pederine kendisini sunmasıyla, içine girmiş olduğu yeni dünyada daima varlığını muhafaza etmektedir.

Efkaristiya sayesinde, hristiyan gerçek olarak bu yeni dünya ile komünyon yapmaktadır. Efkaristiya, kurban durumu içinde daima yaşamakta olan bu Büyük Kahin ile mümini temas haline getirmektedir. Orada gerçekleşen ekmekten Beden’e, şaraptan Kan’a geçiş, kendi gizemsel tarzı (modo sacrametale), Mesih’in ölüm yoluyla hayata doğru giderken gerçekleştirmiş olduğu, eski dünyadan yeni dünyaya geçişi yeniden gerçekleştirmektedir. Paskalya ayini, anısına yapılmakta olduğu Çıkış gibi, kendisi de zaten bir geçiş ayini idi: Mısır esaretinden vaadedilen Toprağın özgürlüğüne, ve daha sonra, giderek daha çok, acının, günahın, ölümün esaretinden mutluluğun, adaletin, yaşamın özgürlüğüne geçiş. Fakat mesiyanik nimetler orada umut konusu olarak kalmakta idi, ve kutsanan besinler onları ancak sembolik bir tarzda tattırabilirdi. Mesih’in Paskalyasında bu değişmiştir, çünkü onun dirilişi ile mesiyanik zamanlar fiilen gelmiştir ve onda, vaadedilen nimetlere sahip olunmuştur. Eskiden, müstakbel nimetleri sadece sembolize edebilen sözler ve hareketler bundan böyle aktüel nimetler gerçekleştirebilirler.

Demek ki efkaristiya’daki beden ve kan geçmiş bir olayın sembolik bir anıtından ibaret değildir; bunlar Mesih’in yaşamakta olduğu eskatolojik dünyanın tüm gerçeğidirler. Merkezini oluşturduğu bütün gizemsel düzen gibi, efkaristiya henüz eski dünyanın içine batık durumda bulunan inanç sahibine, Mesih ile, dirilmiş, “tinsel” (Yu. 6, 63), yeni varlığının tüm realitesi içinde fiziki bir temas sağlamaktadır. Üstlendiği besin maddeleri mevcudiyet değiştirmekte ve “meleklerin gerçek ekmeği” (Mzm. 78, 25; Bil. 16, 20), yeni zamanların besini olmaktadır. Onların sunak üzerindeki mevcudiyetiyle, ölmüş ve dirilmiş Mesih, ebedi kurban durumu içinde gerçekten mevcut bulunmaktadır. Mesih’in sevgi sungusu ile kurduğu Missa Ayini, haç üstündeki tarihsel kurban ile özdeş kurbandır. Öyle ki, Missa Ayini onun tekrarlandığı zaman ve rastlantısal koşulları nedeni ile ayrılmaktadır. Onunla Kilise her yerde ve dünyanın sonuna kadar, insanların övgü ve sungularını, mükemmel övgü ve sungu kurbanına, bir kelime ile, Allah’ın indinde tek değeri olan ve onlara tek değer kazandıran “efkaristiya” kurbanına ilave etmektedir (İbr. 13, 10-15).

Scroll to Top