DAVA

DAVA

(fr. procès, it. processo, ing. trial, alm. Prozess [Prüfung/Versuchung])

Eğer dava Kutsal Kitapta büyük bir yer tutuyorsa, ve eğer orada Allah, çok defa, sanık, yargıç, şikayetçi ya da avukat gibi çeşitli rollerde yer almakta ise, bu israil’in bir başka kavimden daha fazla kavgayı ve adli işleri sevdiğinden değil, Kutsal Kitabın Allah’ının adaleti ve aklı istiyor olmasındandır. İnsanı kendi suretinde yaratmakla, ondan şükran duası içinde bir teşekkür, özgürlük içinde bir kabul, gerçek içinde bir komünyon beklemektedir. İşlediği günahtan sonra bile Allah yarattığı varlığın yüreğinden ve onun aklından ümidini kesmemiştir; onu reddetmek zorunda kalmadan önce, ilk olarak onu takib ile uğraşacaktır; onu mahkum etmesi gerekirse, onu dinlemeden önce değil, ona haksız olduğunu ve kendisinin doğru yaptığını gösterdikten sonra bunu yapacaktır; zafer sağlarsa bu sadece gerçeğin gücüyle olacaktır. Dava bir anlaşmazlık, taraflar arasında bir ihtilaf bulunmasını gerektirir, bazı temel prensipler üzerinde asgari bir mutabakatı da gerektirir; dava devam ettiği ve henüz hüküm verilmediği sürece bir barışma ümidi kalmaktadır; hüküm verildikten sonra bile geçmiş tartışmaların ışığı baki kalmakta ve, “her ağızı kapatarak” (Rom. 3, 19), Allah’ın adaletini gözler önüne sermektedir.

Yasa ve Antlaşma’nın ifadesi olan Eski Antlaşma tümüyle, Allah’la kavmi arasında sürmekte olan tartışma ile meşguldür. Mesih İsa’nın gelişi tartışmayı Allah’ın işitilmedik bir teşebbüsü ile kapatmaktadır: günahı bozarak, günahkârlara sadece imanla Oğluna katılarak kendilerini aklamak imkanını sunmaktadır. Bu olay yeni bir aşamayı başlatmaktadır: bundan böyle insanın Allah huzurundaki davası, İsa’nın davası çevresinde ve onun burada aldığı role göre cereyan etmektedir.

Günahkârla Allah’ın Davası

Allah’la davalaşmak, onun yalan söylediğinden ve kötülük ettiğinden kuşkulanmak, temel sınanmadır, yılanın Havva’nın yüreğine telkin ettiği sınanmadır: “Hiç te değil! Ölmezsiniz!Allah sizinle eğleniyor (Yar. 3, 3);  günahkâr Adem’in bu ilk tepkisidir: “Yanıma koyduğun kadın:.”, bütün kötülük senden geliyor (Yar. 3, 12);  bu, Allah’ının onu Mısır’dan kurtardığını unutan ve onun kudretinden ve sadakatından kuşku duyan çölde İsrailin sürekli günahıdır. Kızıl denizden çıkışta Meriba olayı (Çık. 17, 7) “bozulmuş kuşağın” bütün zaaflarının (Yas. 32, 20) ve Yahve’ye halkının açtığı bütün davaların (Yer. 2, 29) habercisidir. Söz konusu olan daima imandır: inanmayı reddetmek, Allah karşısında kendine hak vermek, onu tartışma konusu yapmak, onu sınamaktır.

Kavmi ile Allah’ın Davası

Allah, sevgisine hakaret olan, bu tartışma konusu edilmeye tahammül edemez. O da İsraili “dava eder” (Hoş. 4, 1; 12, 3; Yşa. 3, 13; Mi. 6, 2; Yer. 2, 9). Dava, peygamberler geleneğine göre, Antlaşma ve onun imana sunduğu işaretlere dayanır: Allah seçtikleri ile davaya girer. Bununla beraber, Antlaşma’nın evrenin merkezinde olduğu ortaya çıktıkça, dava genişleyip “ulusların davası” haline gelir (Yer. 25, 31), daha sonra bütün sahte tanrıların davası olur.

Dava, en görkemli ve en geniş çerçevede, “dağlar, tepeler, yeryüzünün temelleri” (Mi. 6, 1; Mzm. 50, 4) önünde, aleni bir hesaplaşmadır. Tüm dünya, Kedar ve Kittim adaları (Yer. 2, 10) gibi Kudüs’ten ya da Yahuda’dan gelen ilk yolcu da (Yşa. 5, 3) tanıklık etmeye çağırılmıştır.

Allah orada, tanıkları ile birlikte (Yşa. 43, 10; 44, 8), iddia makamı olarak (Mzm. 50, 7. 21; Hoş. 4, 15), fakat aynı zamanda, başka bütün yolları tüketip çaresiz kalmış mağdur sıfatıyla, hazır bulunur (Mi. 6, 3 ; Yer. 2, 9; Yşa. 43, 22-25). İsrail’i delillerini ibraz etmeye davet eder (Yşa. 1, 18; 43, 26; Mi. 6, 3) ve yalan yere yapılan inkarlardan başka bir şey elde etmez (Yer. 2, 35). Hiç kimse ona cevap veremez, onun karşısında “hiç bir canlı kendini haklı çıkaramaz” (Mzm. 143, 2). Onun da hükmü bildirmekten başka çaresi kalmaz, bu hüküm sadece onun konuşabileceğini ve bütün hakkın onda olduğunu gösterecek (Yşa. 41, 24; 43, 12; 44, 7; Mzm. 50, 7. 21; 51, 6), bir mahkumiyetten başka bir şey olamaz (Hoş. 2, 4; 4, 1 ; Yer. 2, 9. 29). Bununla beraber, mahkumiyetin ortasından, yine de bir başvuru hakkı, radikal bir değişiklik haberi kendini gösterir: “Gelin, tartışalım: günahlarınız kıpkırmızı da olsa, kar gibi beyaz olacaklardır” (Yşa. 1, 18; Hoş. 2, 16-25).

Allah’ın Eyüp’le Davası

İtiraf etmek gerekir ki Allah’ı suçlamak büyük günah ise de yine de sık görülen ve, Allah’ın şaşırtıcı yolları karşısında, haklı değilse de, kaçınılmaz olabilecek bir eğilimdir. Izdırap, dünyanın kötülüğü Allah’ı tartışma konusu yapmakta değil midir? Eyüp sınanmaya kapılmanın doruk noktasına itildiği örnek bir vak’adır, ve bütün şiir Allah’a karşı açılmış bir dava gibidir. Eyüp’e acı veren tüm kötülükler bizzat Allah’tan geldiğine göre (Ey. 6, 4; 10, 2; 16, 12; 19, 21) Allah’ın kendisini aklaması gerekmez mi? Eyüp Allah’a karşı haklı çıkmayı düşünmenin boş olduğunu bilmiyor değildir (Eyüp 9, 1-13); fakat eğer “davasını savunabilse” idi (Eyüp 9, 14), “onun önünde tutumunu aklayabilse” (Eyüp 13, 1), sadece onun huzuruna çıkabilse idi, bilmektedir ki davası muzaffer olacaktır (Eyüp 23, 37) ve onun “Savunucusu:. onun tarafından olacaktır” (Eyüp 19, 25), bu tümüyle dava dilidir, fakat gerçekte Eyüp tam şikayeti bir dava haline gelecek, sorusu bir suçlama oluşturacak anda, duraklamaktadır. Allah’ı anlayamamaktadır, onu suçlamak eğilimine kendini kaptırmaz: Allah’ın onun tarafından olduğunda ve kendisinin onun hizmetkarı olarak kaldığında ısrar eder.

İnsanın bu dehşet verici soruları Allah’a sorması normaldir (Yer. 12, 1), ve Eyüp bunları ortaya atmakla günah işlemiş değildir; bununla beraber bunları bir tarafa bırakmayı öğrenmesi lazımdır. Allah bizzat müdahale etmekte, insan körlüğünü anlamakta (Eyüp 38, 1) ve bütün sorularını geri almaktadır (Eyüp 42, 6): Her şeyin açıklığa kavuşması için, bir hükmün ifade edilmesine ihtiyaç olmaksızın, Allah’ın orada olması yeterlidir.

Her Hristiyan Mesih İsa'nın dava 'sına katılır

MESİH İSA’DA, ALLAH DAVAYI SONUÇLANDIRMAKTADIR

İnsanın günahının sebep olduğu ve Allah’ın adaleti tarafından takib edilen dava Mesih İsa’da son noktasını bulur. İlahi çözüm bir cür’et harikasıdır, fakat, davaya bütün anlamını veren aklın ve hukukun gereklerine şiddetle saygılıdır. Burada günah itirazı mümkün olmayan ve uzlaşma kabul etmez şekilde mahkum edilmiştir; bütün şekilleri altında ve, paganizminki ve jüdaizminki olsun, bütün rejimler altında, Mesih’in karşısında, o, en büyük kötülük, radikal olarak Allah’ı tanımamak ve insanın onarılamayacak şekilde bozulması olarak görünür (Rom. 1, 18 ; 3, 20). Mesih İsa’nın İncili ile tezahür eden kutsiyet bütün yüreklerde saklı yalanı açığa vurmakta (Rom. 3, 4), her ağzı *kapatmakta (Rom. 3, 19) ve gerçek Allah’ın zaferini ortaya koymaktadır (Rom. 3, 4).

Bu zafer aynı zamanda insanın kurtuluşudur. Davasını kaybederek, yenilgisini kabulenen ve kendi adaletini savunmaktan vazgeçen (Fil. 3, 9) günahkâr, bağışlanmaya, inayete ve Allah’ın adaletine inanmakla, aynı anda Allah’ın önünde aklanmasını (Rom. 3, 21-26), bedelini ve değerini de elde eder. Mesih İsa’ya ve onun ölümünün kurtarıcı kudretine inanmak, gerçekten, bu ölümden sorumlu olan kendi günahını da kınamak ve kendisini, düşmanlar uğruna tek Oğlunu ele vermeye muktedir bir Allah’ın anlaşılamaz sevgisinin konusu olduğunu da kabul etmektir (Rom. 5, 6-10; 8, 32); savunmama durumundan ve Allah’ı suçlamaktan vazgeçerek kendini sevgiye ve şükür duasına vermektir. Dava tam bir barışma ile sona ermektedir.

İSA’NIN DAVASI

Bu barışma yalnız imanda vuku bulmaktadır ve bu imanın konusu, ölümü ve dirilişiyle Mesihtir. Bizi Allah’ın suçlayıcıları olarak ortaya çıkaran içgüdüsel hareketin üstesinden gelmek için İsa’da, Babası tarafından teslim edilen sevgili Oğul’u görmek gerekir. Fakat günahkârın tepkisi Allah’ın cömertliğini reddetmek, onun gönderdiği kimseyi dışlamak, onun misyonu hakkında verdiği işaretleri küfür olarak görmektir. Kayafa tarafından açılıp Kudüs’ün bütün mahkemeleri önünde görülen dava, ilk günahtan beri insan tarafından Allaha açılan davanın eksiksiz örneğidir. Allah’a güvenemeyen insan, Allah’ın ona olan sevgisinin bütün kanıtlarını ona karşı kullanmaktadır.

Izdırap’ın incillerdeki anlatılan Mesih İsa’nın ıstırablarının hikayeleri bu davanın merkezinde nihai soruna yer vermektedirler: İsa, Mesih midir, Allah’ın dünyayı kurtarmakla görevli elçisi midir (Mt. 26, 63; 27, 11 ;Yu. 10, 7)? Hepsi, İsa’da, hiç bir gücün, ne insanların, ne de ölümün gücünün, koparamayacağı bir bağ ile Allah’a bağlı olmak kesinliğini ortaya koymaktadırlar;  ve yahudi davasındaki yalan tanıklıklarda (Mt. 26, 59), Pilatus’un alçaklığında (27, 18.24), Herodes’in boş gururunda (Lk. 23, 8-11), Barabas’ın tercih edilişinde (Lk. 23, 25), onun hasımlarında gerçeğin bilinçli şekilde reddedilişini, fakat aynı zamanda Allah’ın, kasten, günahın kudretine (Lk. 22, 53; Yuh. 14, 30; 2. Kor. 5, 21) Oğlunu teslim ve terkettiği bir durumun (Hab. İş. 2, 23; Mt. 27, 46) oluşturduğu mazereti (Lk. 23, 34; Hab. İş. 3, 24).

Yuhanna’nın İncil’i İsa’nın davasının örnek oluşturma özelliğini daha da açık bir şekilde göstermektedir. Bu dava bütün aleni yaşam boyunca sürmektedir: Kudüs’teki ilk mucizeden itibaren “Yahudiler İsa ile kavga çıkarmaya çalışırlar” (Yuh. 5, 16) ve daha o zamandan onun ölümünü tasarlarlar (Yuh. 5, 18;Mk. 3, 6); “Yahudiler” ile onun arasında geçen bütün tartışmalar, İsa’nın kendi tanıklıklarını, Yahya’nınkini (Yuh. 5, 33), kendine ait işaretleri ve işlerini  ki sonunda hepsi onun kabul ettiği tek tanıklığı, Allah’ınkini, oluşturmakta  ibraz ettiği bir davanın görülmesi gibidir. Bu davanın konusu Sinoptikler’inki ile tamamen aynıdır, İsa’nın mesihlik ve ilahi kişiliği, Allah’ın Oğlu olma vasfıdır (Yuh. 5, 18; 8, 25; 10, 22-38; 19, 7).

İsa’nın davasının yeniden görülmesi Kilisenin ilk aleni hareketidir ve onun sürekli misyonu olarak kalmaktadır. İsa’yı diriltmekle, Allah görkemli bir şekilde kendi davasının haklılığını göstermiş ve hasımlarını utandırmış, onların ölüme mahkum etmiş oldukları kimseyi “Rab ve Mesih” yapmıştır (Hab. İş. 2, 36). Bununla beraber bu dirilişi, bir güç gösterisi yapacak yerde, imana ve ihtida etmeye bir çağrı yapmakla, Allah zaferinin, bağışlamasının zaferi olduğunu göstermektedir. Bu iki haber, Allah’ın günahkârlar üzerindeki zaferi ve bu zaferin günahkârlara getirdiği kurtuluş haberi, doğmakta olan Kilisenin vaizinin temel konusudur (Hab. İş. 2, 36. 38; 3, 13. 19; 4, 10. 12; 5, 30 ;10, 39- 43). Bu, Pavlus’un Romalılar’daki sarih teolojisi ile tam olarak uyuşmaktadır.

Hristiyanın dünyaya getirdiği tanıklık budur. Kudüsteki Havariler gibi, onun da misyonu dünyaya, Allah’a ve Mesih’e karşı açıp durmadan sürdürdüğü davanın haksızlığını göstermektir. Hristiyanın, yakınları tarafından suçlanıp ele verilerek, mahkemeler önüne çıkarılması normaldir (Mk. 13, 9-13); dünyanın Mesih’in şakirtlerinden nefret etmesi ve onlara zulmetmesi (Yuh. 15. 18) ve onların bütün yaşamlarının dünyanın acımasız bakışları altında kalmış olması kaçınılmazdı (1. Kor. 4, 9); onların “her kim olursa olsun onun önünde (kendilerinin) ümidini savunmaya daima hazır” olmaları gerekir (1. Pet. 3, 15). Fakat bu dava onların olmayıp, cereyan etmekte olan ve onların tanıklıklarına ihtiyaç gösteren, Mesih’in davasıdır. Onların tanıklıkları da kendilerinin değil, Kutsal Ruhun tanıklığıdır (Mk. 13, 11); yanılmaz bir avukat gibi, Paraklet, onların ağzı ile ve onların yaşamıyla, dünyanın davasının haksızlığını, ve Mesih İsa’nın adaletini inananların gözleri önüne sererek “dünyayı utandıracak“tır (Yuh. 16, 8-11).

Scroll to Top